21 Nisan 2015 Salı

ŞİDDET ÜZERİNE YANLIŞ OKUMALAR (4): MEKANİKLEŞTİKÇE ARTAN ŞİDDET

Henüz okuduğum bir gazete haberi ile yeniden irkildim ve bir kez daha toplumca birbirimize söylediğimiz "Kadına şiddet" yalanını ifşa etmek konusunda güç buldum. Konu başta siyaseten iyi bir prim toplama aracı olmasından mıdır nedir, toplumun pekçok kesimi bu yalanın içinde ya şuursuzluktan ya ince hesap peşinde olmaktan suyu bulandırıp yüzmeye çalışıyor.


Hazır, pankartçıgiller her an her yere döşedikleri şablonlarından Özgecan Aslan'ın ismini de modası geçtiği için silerek yeni bir malzeme karalayıp meydanlara dökülme hazırlığı içindeyken döküvereyim eteğimdeki taşları; hak bildiğimi söylemekten geri durmayayım:

Özgecan Aslan'ı da varlık nedenleri olan kargaşa ortamlarını oluşturmaya malzeme edip, gündem oluşturan, "Aaa, kuşa bak kuşa" deyip dikkati başka yöne çekenler bilmeliler ki, benim bu yazıyı yazdığım anda bile nice kızlarımız var; evinden çok uzakta okuyan tacize uğrayan. Lakin sıkılarak söylüyorum ki taciz eden kızlarımız da çok, öyle sözler dökülüyor ki ağızlarından edeben kızarmamak mümkün değil. Ancak kör gözün görmek istemediği; öyle delikanlılarımız da var ki taciz edilmekte ve dahi taciz etmekte. Keza çocuklar var, büyüklerce taciz edilen ve büyükler var daha reşit bile olmamış KIZ ve ERKEK çocuklarınca taciz edilen, tartaklanan, yaralanan, öldürülen... Yaşlılar var gücü yerinde olan KADIN ve ERKEK gençler tarafından zulme uğrayan, onursuzca ağır muamelelere maruz bırakılan...

Özgecan'a sahip çıkışın samimiyeti ve ruhunu şad ediş; bir tarafı zalim bir tarafı mazlum olan her kötü muamelede, hatta bu tür olaylar oluşmasının engelleyici; polisiye değil, sosyolojik becerileri olan sosyal bir toplum olunabilirse gösterilebilir. Düşünün; kim bilir kimler şu an yalnızlığa mahkum edilmiş koca Anadolu'da, kim bilir kimlerin ayağı şu an kaymak üzere ya şiddete ya uyuşturucuya ya bilmem ne belaya. İşte gerçekten şiddete bir duyarlılık varsa onlara sahip çıkarak, elden tutarak gösterilir; İstanbul'un veya Ankara'nın bilmem hangi elit caddesinde, yakaya rozet takıp ele pankart tutuşturmakla değil.

Merhume Özgecan kardeşimden örnek veriyorum çünkü tribünlere oynamayı sevenlerin veya bundan bile bir çıkar devşirme içsizliğini gösterenlerin son sermayesi oldu maalesef. Neden? Çünkü bir bakan çıkıp dedi ki; "Özgecan'dan dolayı idamı yeniden konuşalım." Sanki idam çözümmüş ve o kurtulunmaya çalışılan hastayı bu toplum üretmemiş gibi. Reklamın kötüsü olmaz; bu yeterli bir ateşti, fitili yakmak için. Bakanımızın mensubu olduğu hükümetin dışında kalan ana muhalefetinden radikal uç gruplara, ne kadar zümre varsa bir anda sahiplendi Özgecan'ı, dert belliydi: "Bu ön reklamı yapılmış yeni gündem sermayesi için bakana teşekkür ederiz ama biz bu rantı yedirtmeyiz, haydi meydanlara..." Sonucunu biliyorsunuz.


Oysa hatırlar mısınız bilmiyorum, Özgecan olayından yaklaşık bir hafta sonra, sözünü ettiğim tribün amigolarının deyimiyle; bir "Kadına şiddet olayı" daha yansıdı haber bültenlerine. Allah rahmet eylesin, merhume bir kadıncağız, adli tıp raporlarına göre; kuytuluk bir yerde diri diri yakılmıştı. Bu olay haber bültenlerini aşarak hiç pankartlara yansımadı, neden? Çünkü bir fotojenik ses, bir siyasi, bir ünlü adını zikretmedi de ondan!

Özgecan'dan daha mı değersizdi onun canı? Hayır, asla! Kadın mı değildi? Hayır, asla! Yeterince vahşice, içine yaratıcı bir tarz katılıp mı öldürülmemişti? Hayır, asla! Farkı; "önemliler" zümresinden kimsenin ilgisine mazhar olmamasıydı sadece. Böyle birisini kim ne yapsın, velevki kadın olsun. İşte gerçek gözlükle baktığınızda göreceğiniz "Kadına şiddet" duyarlılığı!

Bugün gördüğüm ve işin faili ile aynı; insan diye anılan ırka mensup olmaktan ötürü utancımadan, kaçıp gireceğim bir delik aradığım haberin başlığı: "Bebeğim üçüncü kattan düştü dedi, tuvalette boğarken yakalandı!" Detaylarına giremem ama düşünün: Kendi canından olan bir yaşındaki bir yavruyu tuvalete sokup ağzını ve burnu elleriyle kapatıp boğarken, içeri giren ekiplerce yakalanan caniyi ve tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan masum canı. Kadından şiddet!

Cami kapılarına bırakılan, öldürülüp çöp konteynerlerine atılan, geç evrede kalbi durdurulmak suretiyle düşürülen sayısız bebek... Kadından şiddet!

Trafik kuralına uymadığı için kendini durduran trafik polisinin kulağını ısırıp koparan da bir kadın!

Sadece son bir kaç aya dönüp bakın: Çocuğunu öldüren anne, annesini öldüren 13 yaşında çocuk! Yaşlı babasını darp eden oğul, oğlunu çatıdan atan baba! Ne ararsanız var... Neden? Çünkü topyekün bir şiddet artışı var toplumda. Mekanikleşen, yalnızlaşan, elektronik iletişimi gerçekle ikame etmiş, ruhunun derinliklerinde kanamaya başlayan yaralara merhem olacak bir ses ve dokunuş bulamamış insan sayısı alabildiğine artıyor. 


ŞİDDETİN KADINI ERKEĞİ, ÇOLUĞU ÇOCUĞU YOK: Toplumun her kesimi daha çok şiddet üretiyor ve gerçekleri görmek istemeyenlerin fotojenik kınamaları, şiddetin kıyısında gezen ve acil uzman yardımına ihtiyaç duyanlara yeni ve denenmemiş yöntemler için ilham kaynağı oluyor.

Ve öyle yanılsama ve hezeyan yüklü bir konu olduki şiddet, sosyalciler "Caceyli calacula da cumburceyli capcup" gibi anlamsız yuvarlak sözlerden daha fazla katkı sağlamadıklarından olsa gerek; devlet denilen kurum şiddeti önleme stratejisi geliştirmede, arabayı sürekli kayalara çarpmaya devam ediyor: Kadın sığınma evleri açtı. Bu öncelikle sadece kadını konu almasından ötürü, kadın için ne incitici bir durum. Sonra farkına vardı, yanına başka nesneler ekledi, olmadı misafirhane dedi...

ŞİDDET KONUSUNDA ÖZNE SEÇİLEMEZ: Tüm bu yazdıklarımdan tek meramım var; şiddetin öznesi olmaz. Özneyi baştan seçmek büyük bir ayıp ve hatadır. Sayılara bakmak dururken herkes kulaktan kulağa yayılan haberlerle pişiriyor kendisini. Okumayı sevmiyoruz, araştırmayı, derin düşünmeyi ve bunun yerine kahve köşesi veya onun muadilinde yapılan dedikodulara kanaat ediyoruz. Bu durum hiç değişmiyor; okuma bilmezinden profesörüne; düşünceyi gayret ile elde edilen bir araştırmadan damıtıp hakikati aramayı sevmiyoruz!

Sevseydik bilirdik, önceki yılki devlet rakamlarına yansıyan Türkiye şiddet verilerini:

Kadından erkeğe şiddet vaka oranı: Yüzde 49,00
Erkekten kadına şiddet vaka oranı: Yüzde 51,00

Hiç de tahmin ettiğiniz, duygularınız kullanılarak algılarınız çarptırılarak yüklendiğiniz hayal gibi değilmiş, değil mi? Bütün kadına şiddet tamtamları, sadece yüzde ikilik fark için mi çalıyor?


Ama kulağa hoş geliyor, iyi duygu sömürülüyor: Kadına şiddet...
Geçen yıl bir üniversite öğrencisinin evdeki kediye yaptıklarını anımsadım. Tarifi bile mümkün olmayan bir hastalık. İşte o da insandan hayvana şiddet.

Lüks konut veya bilmem ne yapacağız diye şehrin ciğerlerini fidan fidan moloz kamyonuna doldurup imha edenler: O da insanın doğaya, yeşile şiddeti.

Hastanede doktora şiddet, doktordan hastaya psikolojik şiddet. Öğretmen öğrencisine şiddet ve en sık karşılaşılanı da tehdit yüklü psikolojik şiddet, öğrenciden öğretmenine şiddet. Daha çok kısa bir süre önce bir öğrencinin öğretmenini öldürdüğünü unutamayız.

İşyeri  sahibinden çalışanına tehdit dolu psikolojik şiddet, çalışandan işyeri sahibine bazen pasif bazen aktif şiddet. Tam bir rassal ağ oluşturuyor şiddet olgusu yani; şiddet her yerde, herkesle. 

Hiçbir şiddet karşılıksız kalamaz, kalmaz da kalmamalı da. Şiddete uğrayan doğa nasıl intikamını acı bir şekilde alıyorsa, her mazlumun hakkı zalimden sorulmalı. Mazlumun gücü yetmiyorsa, devlet mazlum adına bunu sormalı. Ama özneyi en başta belirleyip önyargıyla; kadın veya bir başka özelliğe sahip olduğu için değil, mazlum ve gücü yetmediği için. Gücü yetmeyen mazlumların bazen başkalarının da olabileceği unutulmamalıdır.

Devlet gücü yetmeyenin şiddet görmesini engellemelidir. Bunu da polisiye yöntemlerle değil, sosyolojik yetkinlikle becermelidir. Cebir veya tecrit, ayrıştırma ile sağlanacak göstermelik huzurun gerçek olmadığı ve toplumda, ilerleyen zamanda ciddi başka fay gerilimlerini oluşturacağı açıktır.

Mekanikleştikçe, maddeleştikçe, bencilleşip yalnızlaştıkça şiddetin dozu da artıyor aslında. En büyük yalnızlık da kalabalıklar içinde olanı olsa gerek. Ayrıştırılmış, ötelenmiş olmak ve hissetmek, ikinci sınıf olduğunu düşünmek gibi bir sürü neden toplumda şiddeti tırmandırıyor. 

Şiddet yerine şefkati sinelerlere yerleştirmek de anneler yani kadınlara verilmiş çok üstün bir farklılık. O halde, şiddetin varlığında bu kör döngüyü nasıl açıklayacaksınız? 

Aydınlık toplumların en büyük sermayesi ilimdir. Sorunlar ilim yoluyla, eğitimle (öğretim değil), ahlaki dinamikleri yücelterek çözülmelidir, duygusal sömürü aracı olabilecek popüler eylemlerle değil.

Cem TURAN 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme