29 Nisan 2018 Pazar

TURING TESTİ VE YAPAY ZEKANIN AKIBETİ

  İkinci Dünya Savaşı'nın tüm hızıyla devam ettiği yıllar... Dünya ilk defa sadece konvansiyonel silahlarla değil bilgi teknolojileri ile de ciddi bir sınav veriyor. Almanların kırılamaz dediği şifreleri üreterek savaş sırlarını vızır vızır şifreleyen ENIGMA denilen kripto cihazı savaşın kaderini belirliyor gibi. Almanlar mağrur ve kendilerinden emin. Dünyayı dize getirecek bir enformatik teknolojiye sahip yegane güç olarak kendilerini görüyorlar...


  Derken, sahneye Alan TURING isimli İngiliz matematikçi çıkıyor. Öyle burada iki satırda anlattığım gibi dümdüz bir hayat değil, gerçekte yaşanan. Tam anlamıyla kelle koltukta yaşamların, bugünün rahatlığında yaşayan insanların hikayemsi anlatımından öte bir şey değil, yazdıklarım. Aslında bugün övgüyle söz edilen hemen her bilim insanın başına gelenlerdir, onun da yaşadıkları. Galileo deriz ama bilmeyiz onun onlarca yıl, sırf bilimsel iddiaları yüzünden keşişlerce bir mahzende cesedinin çürütüldüğünü. Bilim ilerletiyorsa, bu aslında çoğu gözü pek insanın inadından, doğruları savunan cesaretinden başka çizilen bir yol üzerinde gerçekleşiyor. Asıl bunları bilip onlardan ders çıkarmalı, bugünün insanı. Bilimin hayat hikayesi bugünün çocuklarına iyi anlatılmalı. Örnek gösterilemediği için bugünün çocukları hedefsizlik içinde belki ve bilim teknolojinin elinde adeta bir oyuncak olmuş gibi...


  Hikayeye devam edelim: TURING, BOMBE isminde bir tuhaf sistem geliştirir. Sıkıntılı, üzerinde bir sürü entrikanın, tehdidin, baskının olduğu bir süreçtir bu. İnatla devam eder ve her dem olduğu gibi kararlılığın karşısında yıkılır tüm bilinmeyenli denklemler. Sonuç; sırrı çözülemez denen Almanların ENGIMA'sının alt edilmesi olur. Şifre çözülür, gizli aşikar olur.

  Tarihçilere göre Alan TURING'in sadece bu başarısı, İkinci Dünya Savaşı'nın süresini yaklaşık iki yıl kısaltmış ve en az 14 milyon insanın daha ölmesine engel olmuştur. Aramızda kaçımızın böylesi bir kahramanlık hikayesi vardır, bilmiyorum ama çıkarılması gereken ibretlerin olduğu önemli bir hikayedir, yaşanan.

  TURING, kısa yaşam çizgisini sonlandırmadan bir de hediye bırakır insanlığa, ardında: TURING TESTİ denilen ve bir yapay zekanın başarımını ortaya koyan bir savdır bu ve halen gündemdedir. Bu teori der ki; eğer bir bilgisayar uzaktan 30 kişi ile en az beş dakika süre ile iletişime geçer ve bu süre sonunda halen 30 kişinin en az yüzde 30'unu insan olduğuna inandırabilirse, başarılı olmuş bir yapay zekadan söz edilebilir.

  Bu test kuralları, 1990 yılında Hugh Loebner tarafından güncellenmiştir: Eğer bir bilgisayar uzaktan 4 kişi ile en az 25 dakika iletişime girer ve bu süre sonunda en az katılımcıların yarısı karşılarındakinin bir insan olduğunu düşünürlerse, başarılı bir yapay zekadan söz edilebilir.


  Gelelim gerçeklere: 2014 yılında, Eugene Goostman ismi yakıştırılmış ve 13 yaşında bir çocuk endamı verilmiş bir yapay zeka uygulamasının beş dakikalık ilk TURING testini geçtiği iddia edilse de daha alınacak çok yol var ve belki de o yol hiçbir zaman bitmeyecek. Çünkü karşımızda insan gibi sırlarla dolu mükemmel bir mühendislik eseri var. Biz ise sadece kıyısından köşesinden onu modellemekle meşgulüz.

Cem TURAN


23 Eylül 2017 Cumartesi

ENFORMATİK BİLİMLERE GENEL BAKIŞ

Sunuş


Herşey bilgi ile başladı. Yaşamın her karesinde, her katmanında sonsuza yakın miktarda bilgi akıp durmakta. Hayatın başlangıcı ile yaşıt olan bu gerçek, özellikle insanın bilgiyi taşıma ve işleme yöntemlerini keşfetmesiyle, insanlar tarafından değerlendirilebilir ve aktarılabilir oldu. 

Yazının keşfi, bilginin işlenebilirliği tanımında tam bir çığır açtı. Bir insanın bir bilgiyi, belki de kendisinden yüzlerce yıl sonrasındaki başka insanlara, kendi yorum, his ve gözlemlerini katarak aktarabilmesine olanak tanıyan sihirli ve gizemli bir güce sahip oldu, insanlık.

İnsanlık yazıyı mukaddes kabul etti, çünkü bilgi taşıyıcısıydı. Neye bulduysa yazdı; mağara duvarlarına, kayalara, derilere, ağaç ve yapraklara…

Yazının günlük yaşama girmesi, yazı temelli olmayan ama yazıdaki sistematikten esinlenen pek çok farklı iletişim yöntemini coğrafyaların ve kültürlerin özelliklerine göre insanlığa taşıdı. Bunlardan birisi de dumanla haberleşmeydi.

Kâğıdın keşfi, yazının bu devrimselliğine adeta bir ok gibi saplandı: Kâğıt insanlığa yüzeyde büyüklüğe karşın ağırlıkta hafiflik sundu ki bu tam da beklenen, stratejik bir kırılım noktasıydı. Bilgi artık her yerdeydi; uzak coğrafyalara taşınıyordu, kâh ulaklarla kâh bir güvercinin ayağında. Kâğıt bilgiye özgürlük getirmişti, seyahat edebilirlik ve bunun sonucunda artan entelektüel paylaşım, ticaret, bilim ve kalkınma…

Çeşitli doğal kaynakların iş yapabilirliklerinin keşfi; bilginin işlenme süreçlerinde yeni bir dönem açtı: Bilgi, sonlu durumdan oluşan, insan yapısı düzeneklerle işlenebiliyordu artık. Domino taşları gibi; tasarlanmış ve kurgulanmış mekanizmalar istenen çıktıları vermek üzere kullanılabiliyordu. Suyu, havayı ve çeşitli akışkanları taşıyıcı olarak kullanan hidrolik düzenekler, sibernetik denilen ve bugünün mekatronik, robotik sistemlerinin temellerini üretti.

Sonunda; çağımıza perde aralayan yeni bir sıçrama daha yaşandı ve elektrik bulundu. Bu buluş kablolu ve manyetik yöntemlerle bilginin taşınması ve işlenmesinin, lambalı ve yarı iletken teknolojili radyo, televizyon ve sonunda bilgisayarların birer iletişim aracı olarak günlük yaşama girmesini sağladı.

Çok kabaca anlatmaya çalıştığım, iletişimin bu serüveninde değişmeyen tek şey; iletişimin vaz geçilmezleri olarak bilinen; alıcı, verici, ortam, yöntem, bilgi gibi bileşenlerdi. Bugün de şekil değiştiren tüm formuna rağmen, iletişim bu bileşenler arasında yaşanmaya devam etmekte.

Bu süreçlerin bir başka yönü de veriyi mutasyona uğratarak anlamlı bilgi üretmenin yolunu açmış olmalarıdır. Henüz bu ayırımı yapmadığım için yukarıda bilgi olarak tanımladığım niceliklerin aslında ham veriler olduğunu, bilgi işleme süreçleri sonrasında değerli ve anlamlı bilgi kümelerine dönüştüğünü söyleyebiliriz.

İletişim birebir veya bire çok yayıncılık (broadcast) gibi klasik şablonlarını kullanarak insanlar arasında kurulmaya ve yeni çıktılar üretmeye devam ediyor. Ancak iletişim mekanizmalarından geçerek işlenen veri miktarı her geçen gün artmaya devam ediyor. Bu ise bizi büyük veri kavramıyla tanıştırıyor.


Enformatik Nedir?


Özellikle teknoloji alanında kimi ifadeler gündemde yoğun yer işgal edip sık tekrarlanmalarına rağmen, genellikle haklarında eksik ya da yanlış bir intibalar söz konusu olabilmektedir. Enformatik de bu gibi teknik terimlerden birisidir. Bu yazıyı hazırlamadan önce, sayıları hızla artan üniversitelerdeki enformatik bölümlerinin internet sayfalarını taradım ve kendilerini nasıl ifade ettiklerini anlamaya çalıştım. Henüz yeni açılan bazı bölümlerde, enformatiğin üniversite personeline bilgisayar kullanmayı öğreten bir kurs gibi tanımlanmasını yadırgayarak tespit ettim.

Türk Dil Kurumu başta olmak üzere, yerli ve yabancı pek çok sözlük ve ansiklopediyi taradığımda henüz “enformatik” ifadesine yer verilmediğini görüyorum. Bu durum hem enformatik kavramının disiplin dışı insanlarca algılanışındaki zorluğa hem de konunun olmasa da bu ismin, halen günlük yaşam için yeniliğinin bir göstergesi olabilir.

Tereddütleri gidermeye katkı sağlamak ve disiplin içindekilere de enformatiğin farklı bir açıdan sunumunu gerçekleştirmek üzere şöyle bir yol haritası izleyeceğim:

İletişimin baş tol oyuncusu bilgiye yönelik olarak yapılan eylem bilgilendirme, bilgiyi iletme, bilgi verme anlamına gelen İngilizce “inform” olsun ve bu fiile önek (prefix) ve sonekler (suffix) ekleyerek genişletelim:

Örneğin; 

Mis-inform yeni bir fiildir ve yanlış bilgi vermek anlamına gelir.

Inform-ation (enformasyon) ismini elde etmek için kullanılan sonek, bilgi akışının ve bilgilendirme çalışmasının klasik yöntemler ve ortamlar kullanılarak gerçekleştiğini vurgular.

Inform-(m)atic(s) (enformatik) türetilmiş ismi ise, “matic” sonekinin anlamı gereği; otomatize edilmiş (otonom) süreçler, mekanizmalar, cihazlar üzerindeki bilgi akışı ve işleme süreçlerini ele alır ki bu tanım tam da bilgisayar ve bilgi otomasyon sistemlerini işaret eder.

O halde, enformatik bilgisayar ve türevlerinde bilginin saklanması, işlenmesi, anlamlandırılması gibi süreçlerin tümüyle ilgili bir disiplindir. Yazılım ve donanımsal birimlerin bu kapsamda analiz ve tasarımıyla ilgilidir. Doğaldır ki; sayılan bu unsurların hepsi, süreçler boyunca kullanıcı veya hizmet alıcı insanlarla etkileşimdedir. Bu durum ise ergonomi, okunabilirlik, verimlilik gibi pek çok yan başlığı da dahil ederek enformatik alanını zenginleştirmektedir. Bu zenginlik, enformatiği tek bir disiplin olmaktan öte; mühendislikten psikolojiye çok disiplinli bir bilim haline getirmektedir.

Bu zenginliğin bir göstergesi ve enformatiğin odaklandığı alt uygulamayı işaret eden, sayıları her geçen gün artan, çeşitli enformatik türevleri birbirinden altıkları öneklerle ayrılırlar:

Bio-informatics; bilgisayar bilimleri ve bilgi teknolojileri kullanılarak biyoloji ve genetik alanında yapılan bilgi işleme disiplinlerini,

Neuro-informatics; yine bilgisayar bilimleri ve teknolojileri ile yapılan sinir bilimi (nöroloji) çalışmalarını,

Socio-informatics; insanlar arası etkileşimi bilgisayar ve matematik temelli analiz eden, insanlar arası ağları ve ilişkileri tahlil etmeyi amaçlayan uygulama alanını,

Medical-informatics; tıbbi veri analizi çalışmalarını,

Econo-informatics; ekonomik parametrelerin birbirleri ile olan ilişkileri bilgi teknolojileri kullanarak ortaya koyup tahminde bulunma yeteneğini artırmayı amaçlayan faaliyetleri kapsayan, özel enformatik alanlardır. Bunlar gibi başka enformatik alt uygulamaları da vardır ve sayıları her geçen gün artmaktadır. Sayılan tüm alt disiplinlerin ortak özelliği, hepsinin bilgi ve iletişim teknolojileri, bilgisayar paydasında toplanmış olmalarıdır. Aksi halde; enformatiğin değil, enformasyonun ilgi konusu olurlardı.


Enformatik ’in İnsanlığa Katkısı


Aynı zamanda enformatik; bilgi teknolojilerinin katı ve robotik bir çerçevede gelişerek insanların algı ve yaşam normlarını kendisine uydurmasına engel olarak, insan dostu, insansılığa daha yakın, kolay algılanabilir çıktılar veren teknolojilerin geliştirilmesini de amaçlar.

Başlangıçta oldukça katı çizgileri bulunan bilgi teknolojileri ve yazılımların, enformatik süreçleri işletmeye başlamalarıyla birlikte giderek kullanıcı dostu ürünler ortaya çıkardıklarını görüyoruz. Bugünün akıllı cihazları ve bilgisayarlar geçmişe göre daha ergonomik, daha kişiselleştirilebilir olmalarını bir anlamda, enformatik çalışmalara borçlular.

Enformatik teknoloji zemininde yapılan her türlü iletişimle etkilenir: Bu teknoloji üretenler için sağır bir insanı işitir kılmak ya da konuşamayan bir kişiyi konuşturmak anlamına gelebilir. Diğer bir ifadeyle; fiziki bir uzvu eksik olan kişinin protez kullanarak bu eksikliğini tamamlayabilme hakkını, bilgi iletişim kusurları olan insanlara da verebilmenin yöntemlerini geliştirme de enformatik bir çalışma alanıdır. 

Nöroenformatik (Bilgi teknolojileri tabanlı sinir bilimi) çalışmaların, görme engelli bir insana görebilme yetisi, görüyormuşçasına algılayabilme tatminini yaşatmasını düşünün veya sinir sistemi tahrip olmuş, felçli bir hastayı yeniden yürütebildiğini.

Otizmli insanların karşılaştıkları iletişim sorunları da enformatik çalışmalar kapsamında giderilmeye çalışılmaktadır.

Kansere, biyoenformatik çalışmalarla genetik açılımlar getirildiğini düşünün. DNA sarmalımızdaki üç milyar baz çiftinin sayısız kombinasyonunun neden olabileceklerini görebilmek için bilgisayar bilimleri ve bilgi teknolojilerine, dolayısıyla enformatiğe gereksinim duyar genetikçiler. İşte bu çok disiplinlin alanın adıdır, biyoenformatik.

Trafik, belediyecilik, toplu taşıma, sağlık, eğitim, meteoroloji, coğrafi bilgi sistemleri, kamu yönetimi gibi hayal edebileceğimiz her alanda, enformatik radikal açılımlara neden olur; daha önceden görülemeyenlerin görülmesine olanak tanır, verimliliği artırır, maliyeti düşürür, memnuniyeti artırıp anlaşmazlıkları ve kayıpları giderir. Kısaca; bugünün dünyasında enformatik her yerdedir.


3. Geleceğin Dünyasında Enformatik


Bilgisayarlar artık, spesifik bir yazılım için kullanılan özel amaçlı ve müstakil cihazlar değiller. Şüphe götürmeyecek şekilde, birer iletişim cihazı haline geldikleri gibi akıllı türevleriyle dünyanın iletişiminin tam merkezine oturmuş bulunmaktalar.

Bundan yirmi yıl önce bir bilgisayarda kablolu ağ bağlantısı özelliği aranmazken ve gerektiğinde ek ağ kartı eklenerek bu özellik kazandırılırken bugün ağ bağlantısı soketi her bilgisayarda standart bir özellik olarak bulunuyor. Bundan on yıl önce kablosuz bağlantı özelliği gündemde bile değilken, bugün bu özelliği taşımayan bilgisayarların hatta yazıcıların, telefonların, sayısal fotoğraf makinelerinin satış şansı bile yok gibidir.

Bilgisayarların giderek özel yaşama girmesi, akıllı cihazlarla kişisel yaşam içinde yoğun olarak yer alması insan ve bilgisayar etkileşiminin daha da hayati bir rol üstlenmesine neden oldu. Geçmişte sayısal iletişimin altyapısını oluşturan ağ kavramı WAN (Geniş alanlı ağ, Wide Area Network) ve LAN (Yerel kablolu ağ, Local Area Network) başlıklarını çağrıştırırken, bugün PAN (Kişisel alan ağı, Personal Area Network) ve BAN (Giyilebilir teknolojilerin oluşturduğu ağ, Body Area Network) kavramlarından söz etmekteyiz.

Görüntüleme teknolojilerindeki değişim, görüntüyü minimize etti, eğip bükerek kol saati durumuna getirdi. Dolayısıyla, insan bilgi teknolojileri ile daha önce hiç olmadığı kadar yakın şimdi.

Bu birlikteliğin sağlıklı olabilmesi, insanın insani özelliklerini kaybetmeden ve sosyal yaşamın sağlıklı akışını zedelemeden insan-teknoloji dostluğunun gelişebilmesi ve gerçekten teknolojinin insan yaşamında doğru konumlandırılabilmesi için enformatiğin kilit rol oynayacağı, açıktır.

Yazılım projelerinin analizden tasarıma ve gerçeklemeye kadar insan merkezli olarak yeniden tasarlanması, yeni cihazlara konumlandırılması da enformatiğin desteğine gereksinim duyar.

Engelli insanların engellerinin bugünün teknolojisiyle ortadan kaldırılması yine enformatik çalışmalar desteğinde yürüyecektir.

Tıp dünyasının enformatiği keşfetmesiyle, bugüne kadar çözümsüz gibi duran pek çok ağır ve yaşamsal hastalığın dış parametrelerle ilişkileri yine enformatik araştırmalarla ortaya çıkarılabilmektedir. Bu çalışmalar gelecek için büyük umut vaat etmekteler.

Dünya kaynaklarının iktisadi kullanımı büyük veri çalışmaları, farklı dil, inanç ve kültürden insanların teknoloji koridorunda birbirilerini anlayarak yaklaşmaları yine enformatik çalışmalara sağlanacak desteklerle mümkündür.

Günümüzün karmaşıklığı, artık hemen hiçbir bilim dalının tek başına çözemeyeceği kadar artmış bulunmaktadır. Enformatik araştırmalar, farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirerek çok disiplinli çalışma alışkanlığının ve paylaşım kültürünün kazanılmasını sağlar.

Çünkü teknoloji de insan gibi; anlaşılabildiği kadar faydalıdır. Enformatik bilgi teknolojilerinden azami fayda sağlanabilmesi için yürütülen tüm bilimsel çalışmaların zeminidir.

Cem TURAN

10 Şubat 2017 Cuma

ŞİİR: ZAMANE EBREHE’LERİ












Ne Ebrehe’ler bitti, kuruş dünyaya ukba yıkan
Ne orduları eridi, sinek olup bed hesaba toplaşan
Nice küffar boyanıp, oldu tezgahında din satan
Umutsuzluk yok, o haram; gör bak ki sonunu
Ebabil’ler de gitmedi, hak bilmezi eden pişman.

Ancak cahile işler bu zulüm ki ehl-i cehil denen
Onlardan razı efendileri, düşünmekten men eden
Sabret ki asra yeminle, odur senden istenen
Durmak yok, yola devam; sebat ile dosdoğru
Durma ki; Hak’ka rağmen kalmasın yeltenen.

Cem TURAN

7 Şubat 2017 Salı

ŞİİR: ZAHİRNET

Zahirnet’tir şu mekan ki adı internet
Ona bakıp not vermeyesin kimseye.
Bir vitrindir, bir divanhane-i maharet
Değildir muhabbete; dostuma eşime.

Bir avuç hocam, ahbabım can dairem.
Gerisinin bir aradığı var ki işte tarlam
Buyur topla kendince, istemem para
Dimağı aç olana kapanmaz sofram.

İdrakten yoksun us kanıp der, vay şuncu
Ne olursan gel, diyenin eşiğidir bu dam.
Işıktan korkan, seni gidi el etek turşucu
Zorlarsan  bulursun içinde bile yamyam.

Koca alemin içinde insan, etmez katre
Bezm-i cihanı şeker kılıp yalayan bilmez.
Yazarım, o alem ilimle, kul eline sığsın diye
Mevla doldurur, kandilimde yağ bitmez.

Cem TURAN


4 Şubat 2017 Cumartesi

ACI BİBER VE YOK HÜKMÜNDE İNSANLAR

  "Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre" lafından çok sıkıldım ama yine öyle başlasın cümlem. Evet, bu adamcağızlar ekseriyetimiz gibi ye, iç, keyfine bak, kapak at ve emeklilik bekle, uyuş ve uyuştur, kendin için yaşa ve yaşama bir katkı vermeden göçüp git felsefesinden uzakta tam 25 yıl boyunca binlerce kişiyi gözlemişler.

  Bu insanların yemek alışkanlıkları ile yaşam süreleri arasındaki bağıntıları ortaya çıkarmak için giriştikleri sabır dolu çalışma sonunda; acı yeme alışkanlığı kazanmış kişilerde anlamlı bir yaşam süresi uzaması tespit etmişler. Diğer bir ifadeyle; acı biber ile ölüm yaşı arasında bir ters orantı olduğunu düşündürecek bulgulara ulaşmışlar.

  Şimdilerde ise hummalı bir şekilde ilişkiyi daha da belirginleştirmeye, nedenlerini bulmaya çalışıyorlar.


  Bizdeki beyinleri şuursuz yaşama programlanmış, saf tüketen, çantasında maç kaçırmamak için uydu alıcısıyla dolaşan, elinden geyik muhabbbetleri için telefonunu düşürmeyen, düşünmeyi beyin damarlarını patlatabilecek tehlikeli bir iş olarak gören, nesiller içinde kasten üretilmiş "özürlü" zümre kendisine verilmiş ömrü çürütedursun, ancak bir soruya yanıt arayanın elini doldurabildiği bir müthiş ilim dünyasının içinde yüzdüğümüz aşikar.

  En çok da ibretle güldüren, bu miskinlerin "biz Müslümanıh" deyip mangalda kül bırakmaması, onu bunu "afaroz" etmeleri. Yahu sen daha ilk emir olan "İkra!" (Oku!)'dan itibaren yoldan çıkmış, iman edip onunla amel etmemişsen, fiili olarak reddetmişsen hangi ilmihal seni kurtaracak, kendini bir sanal gerçeklik kahramanı gibi sadece niceliklere, şekil ve şimale boğsan, ezbere sular seller gibi teyemmümün farzlarını saysan, tefekküre yabancı ve içi bomboş başı indirip kaldırsan ne olacak?!.. Tek bir ifadesini dahi kabul etmediğin, itibar etmediğin, eyleme dökmediğin Kuran'a gerçekten iman etmiş oldun mu? Ondan hareketle iman etmiş oldun mu? "Hiç düşünüp akıl etmez misiniz?" sorusuna yanıt arayışında olan her erdemli insan için yüzü kızarmadan bu sorulara muhatap olmak, mümkün bile değilken etrafınızda gördüğünüz pişkinliğe bakın!

  Ne acı söyledim değil mi, tıpkı biber gibi. Gerçekler acıdır; düşünmeyen bunları, kalplerinin bunları haykıran seslerini, hakaret yaygarası ile bastırmaya çalışır. Oysa hakikat hakikattir. Bir Yunus gibi garibin dediği "Araya araya bulsam seni" sözünden hiç nasip almamış, üzerinde "Dini=İslam" yazan kimliği kucağında doğmuş, tahkik etmeyi haram, taklit edip el etek öpmeyi hak yol sayanlar, ardından rahmet dilenesi değillerdir. Sadece kendilerini öyle görmekteler, görmek istemekteler, avutmaktalar; mutlak bir akıbeti görmezden gelerek.

  Düşünmeyen ve insalığa bir değer üretmeyi, bir bilinmezin peşine takılıp bir soruya yanıt aramayı kendisinden esirgemiş insanları hayat ve onu Yaratan için "yok hükmünde" olması, işte bundandır.

Cem TURAN