13 Eylül 2014 Cumartesi

SİZE BİRİ PUL KOLEKSİYONUNU GÖSTERMEK İSTERSE

  Bu ilk cümlelerim gözünüzü korkutmasın. Teknik bir yazı yazmayacağım, sadece meslektaşlarım ve diğer teknik insanların benzetimlerini  kolay kılmak üzere hatırlatıcı bir baş not olarak yazmak istedim: Bilgisayar bilimlerinin bel kemiği olan sayısal mantık yapılarını ve bu mantıkları işleyen devre tasarımlarını iki başlığa ayırırız: Kombinasyonel mantık (Combinational Logic) geçmişi yok kabul edip anı yaşamanın, o anki verilere göre sonuç üretmenin adı ve sıralı mantık (Sequential Logic); sonucun geçmiş durumların üzerine yeni verilerin de eklenerek elde edilmesi hali. Yazımda, duyup duyabileceğiniz yegane teknik detay bu olacak. Şimdi keyifle okuyacağınızı umduğum, sosyal içerikli bir yazı sizi bekliyor, buyrun...

  Kütüphanenin üzerindeki, yıllardır açılmayan kutuyu indirdiğimde, beni bu kadar çok etkileyecek süprizleri sunacağını nereden bilirdim? Tavan arasında, dededen kalmış, gizemli sandık edasıyla kapağını araladığımda, Y Kuşağının iki temsilcisi olan kızlarımdan oluşan azmettirici hazirun ile birlikte nefeslerimizi tutmuş bir haldeydik.

  Kutunun içinden 80'li yılların başlarından itibaren biriktirmeye başladığım, ondan birkaç on yıl öncesine kadar derinleşip 90'lı yıllara kadar tutkuya sürdürdüğüm pul koleksiyonum çıkmıştı. Evet, pul koleksiyonu: 1970'li yıllardan 20. Yüzyılı kapatana kadar geçen süre içerisinde özenle biriktirilmiş ve cımbızla yerlerine yerleştirilmiş pul ve filateli koleksiyonum karşımdaydı.


  Biriktirmek, toplamak... Günümüz insanının giderek uzaklaştığı, uzaklaştıkça anlamsız gördüğü nostaljik bir uğraşı mıdır, gerçekten? Çocukluğumu hatırladım birden ve mahsunlaştım. Eğer biriktirmek, bugünün değerleriyle gerçekten beyhude bir işse, çocukluk arkadaşlarımla biriktirip değiş tokuş yaptığımız, bizim için paha biçilmez olan gazoz kapağından rengarenk kibrit kutusu kapaklarına, sakızların içinden çıkan karikatürlerden araba kartlarına hatta nam-ı değer "kaymak taş", yerde kaldırarak oynadığımız küçük mermer parçalarından rengarenk misketlere kadar, hepsi değersiz miydi gerçekten? 

  Alışveriş merkezleri ile tanışıklığı olmayan o zamanın çocukluğunun masum, küçük şeylerle yetişip mutlu olan ve o sıradan malzemelere önem atfedecek türlü oyun icad edenler nesline yetişmişlerden biri olarak, biriktirmeyi değersiz ilan etmenizden duyacağım üzüntü elbette büyük olur. Yan yana dizilen misketlere hitaben oyuncuların "son, son bir, son iki..." diye girdikleri öncelik yarışı henüz canlı canlı hatırımdayken, rekabet ve arkadaşlığın sağlam bir tezahürü olan bu biriktirmelerin, bugünün bilgisayar çocuğu için bir anlam ifade etmemesi çok acı.


  Korkarım sadece çocuklar değil, toplumun geneli için de biriktirme uğraşısı çoktan anlamını yitirmiş gözüküyor ki aradan geçen yıllar içinde cilt ve dikişleri tahrip olan müstakbel pul defterimi yenileyebileceğim bir kırtasiye bulamadım koca İstanbul'da. En büyük kırtasiye  zincirlerinden küçük mahalle kırtasiyesine kadar haftalar içinde  sormadığım yer kalmamasına rağmen benzer tepkilerle karşılaştım, sözbirliği yapılmışçasına:

- Vardı da yeni bitti. (Klasik müşteri kaybetmeme refleksi)
- Abi, pul defteri de ne?
- Ben de biriktiriyorum aslında, internetten.
- Yok efendim.
- Ben işe girdim gireli, öyle birşey gelmedi.
- Sahaflara ya da antikacılara baktınız mı?
- Artık kimse istemediğinden, yıllardır getiremiyoruz (En dürüst olanı)
.....

  Doğrusu, bir pul defteri almanın bu denli zor olacağını tahmin edemezdim. Demekki halkın bir daha pul biriktireceğinden umudu kesip, pul defteri üretimine son vermişlerdi, birileri. Eskiden hemen her kırtasiyede çeşit çeşit bulunan pul defteri, şimdi tam anlamıyla, sırra kadem basmıştı.

  Sadece puldan ibaret değil ilgisizliğimiz. Meğer biriktirmeyi neredeyse bütünüyle rafa kaldırmışız biz. Kendinize sorun, neyi biriktiriyorsunuz? Özellikle 20 yaş altı gençler... 

  Biriktirmek zamana bir başkaldırıdır: "Geçmişi burada, şimdiki zamanda" diyebilmektir. Bu birikimin gelecekle de bir şekilde bağlantıya geçeceğini ummaktır.

  Bugünün insanının böyle bir derdi var gibi gözükmüyor. Hatta ayağına takılan veya modası geçen her şeyden kurtulmak istiyor. 

Kültür Bakanlığı'nın müzecilik geleneğimizin sığlığı ile ilgili kayıtlarına bir göz atıyorum: Gerçek, profesyonel müzecilik Atatürk'ün isteği ile 1920'li yıllardan sonra bizde gündeme gelmiş. Ondan önce 1846'da Aya İrini Kilisesi'nde Fethi Ahmet Paşa'nın bu konudaki gayretine rastlıyoruz. Hepsi bu.


  Tezata bakınki, Anadolu gibi hangi taşı kaldırsanız altından tarih fışkıran bir coğrafyada biriktirmeye bu denli uzağız. Teknoloji tabanlı kültürel devinimin hüküm sürdüğü, hız tutkunlarının yaşadığı bu dönemden sonra böyle bir alışkanlık kazanılır mı, emin değilim. Bir de antropologların Afrika'nın bilmem neresinde bulduğu dinazor kemiklerine varana kadar geçmişe dair ne varsa toplayan, sergileyen, tarihi geçmişsizlik içinde kültürel zenginlik üreten toplumlara dönüp bakalım mı? (Tarihi sahipleniş ve müzecilik konusunu başka bir yazımda etraflıca ele alacağım. Takip edebilirsiniz.)

  Sonuç: Geçmiş, tanımsız. Şimdi işleniyor. Gelecek öz kontrol dışı, öngörülemiyor. Yeniden ilk paragraftaki teknik açıklamama dönecek olursam, kombinasyonel yaşıyoruz; sadece bu anı hızlıca tüketiyoruz. Geçmişle ilgilenmek, geçmişin unsurlarını biriktirmek, bunlar arasında ilişkiler kurmak, yani; sıralı, kümülatif bir medeniyeti yaşamak varken ve aslen, bir kültür ürünü olan, kültürle anlam ifade eden insana en yaraşan hal iken, tüm bunları eriten, kobinasyonel mantık devreleri gibi, anı yaşayan insanlar olmanın içe sindirilir tarafı var mıdır?

  Şimdi gelelim başlığımızın yarım kalan bölümünü tamamlamaya:

  Size bu devirde, birisi pul koleksiyonunu göstermek isterse...
  ...Onu alnından öpün, olur mu? Akıntıya karşı durmak herkesin harcı değil.

Cem TURAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme