3 Eylül 2014 Çarşamba

DİNLENİYORUM, ÖYLEYSE VARIM

  Giderek artan bir trendle, bireyler, şirketler, kurumlar ve ülkeler dinlenme paranoyasına doğru sürükleniyor. Bireyler kişisel mahremiyetten, şirketler sanayi casusluklarından, kurumlar ve ülkeler ise stratejik bilgilerin ele geçirilmesinden endişe ediyorlar. 


  Güdüsel olarak kimse, evdeki doğal halinin camdan kafayı uzatmış birilerince gözetlenmesini istemiyor. Oysa geride bıraktığımız birkaç on yıl içinde dinlenilmeye, gözetlenmeye gönüllü olduğumuzu ele veren ne de çok kültürel, sosyal değişim ve dönüşüm yaşadık, dönüp arkaya bakarsanız göreceksiniz.

  Müstakildik eskiden, birey ve aileler olarak. Öyle cebimizde, telefon adı altında, muhbirimizi taşımazdık. Dijital haritalarda an be an takip edilir bir noktacık olmamıştık henüz. Köylerde ve hatta şehirlerde müstakil evlerde otururduk, bahçelerimiz ve avlularımız birer emniyet şeridiydi ve mahremiyet alanımızı ilan ederlerdi. Evimize gelen önce bahçe kapısını tıklar, nezaket ve edep ölçüleri içerisinde, kapı açıldığında derhal içeriyi gören durumuna düşmemek için kapının kenarına doğru konumlanır ve buyur edilmeyi beklerdi.Osmanlı'dan gelen kapı tokmak kültürü, bundadırki önemli bir yer tutar ve günümüze de hala bir nebze de olsun kendini taşır.

  Hassasiyete bakınki, aynı kapı üzerinde farklı tınılar çıkaran birden fazla tokmak kullanılırmış o zamanlar. İnce ses çıkaranla kapı vuruluyorsa ev sahibi anlarmışki, kapıda bekleyen bir bayan. Tok sesli olan vurulursa biraz daha kendini sakınarak açarmış ev halkı, çünkü gelenin bir bey olduğu anlaşılırmış o zaman.


  Uzatmayacağım çok fazla, kimileri için geçmişin izlerini okumak sıkıcıdır, bilirim. Özellikle hızlı yaşayıp genç ölme felsefesini sonuna kadar kullanan günümüz insanları için. Sadece gençler de değil bu hastalığa kapılan, ben ve benden daha önceki neslin mensuplarından da bugünü sanki dünü ve yarını yokmuşçasına, nefes nefese yaşayanlarını çokça görüyorum. Oysa yaşamak, geçmişin üzerine basarak yükselmektir. Yaşamak süte düşüp çırpınışlarıyla ürettiği tereyağına basarak kurtulan kurbağa misali, geçmiş nesillerin çırpınıp didinip ürettikleri medeniyet tortusu üzerinde bir yükseliştir. Tepelerin ardındaki geleceğin gerçeklerini görebilmek için, biz de bu tepelere tortu adına bir kırıntı bırakmak, çocuklarımızın daha da yüksekten görebilmesini sağlamak zorundayız. 

  Konumuza dönecek olursak, bugün dikeylemesine binalar içinde, arı kovanındaki petek hücreleri gibi sıkış tıkış bir yaşam formuna geçtiysek, komşumuz tarafından dinlenme potansiyelimizi kendi elimizle yükseltmişiz demektir. Öyle müstakil yaşamlar yok artık, hepimiz bir binanın, bir sitenin bütünleyeniyiz.

  Postalanmış bir mektubun gaipteki, bilinmeyen bir uzaklıktaki göndereniydik. Oysa şimdi, her aranıldığında erişilmek zorunda olunan, adeta bir laboratuvar labirenti içindeki deney fareciği gibi, ensesinden tutularak bulunan, yanıt vermek zorunda olan canlılar durumuna gelmedik mi? Eski ev telefonumuzu aradığında evde olmadığımızı düşünen arayan, cep telefonumuzu arayıp yanıt alamadığında "Neden açmıyorsun?" diye küplere binmiyor mu?

  Zaman zaman şu ülke bunu dinliyormuş, sızdırılmış belgeler gibi içimizdeki nifak öbeklerini uyandıran söylemleri duyarız. Teknolojinin bizi getirdiği nokta itibariyle, dinlemek duvarınıza bardak dayamaktan çok daha ötelere ulaşan bir konu oldu. Artık dinleyen ve dinlenenin ne yakın mekanlarda olmasına ne aynı zamanı ya da koşulları paylaşmasına gerek var. Pekala başka bir galaksiden dahi dinletebilirsiniz kendinizi, eğer azmederseniz.

  Gelip de kimsenin odanıza böcek ve sair dinleyici zımbırtılar koymasına bile gerek yok. Bunlar işin amatörcesi artık. Öyle bastonuna kamera, kalemine mikrofon takan Komiser Columbo tipinde amcalar da canlanmasın gözünüzde artık, casus dendiğinde.


  Ben bu yazımı yazdım ve elektronik bir kopyasını da sizin için sitemde yayınlayacağım. Keşke yazımla sizin başbaşa kaldığınızı, yazımın doğrudan size ulaştığını söyleyebilseydim. Kimbilir, size ulaşana kadar kaç dünya diline çevrildi de "acaba, bize bir laf ediyor mu?" paranoyası ile hareket eden nice gizli servislerin robot sistemlerinden de geçti. 

  En emin yol, bildiğiniz yoldur, der büyükler. Halbuki teknoloji tabanlı iletişimde, en kısa yolun ne olduğu meçhuldür. Sizin bir tıklama kadar kısa ve sıradan gördüğünüz iş, aslında araya sayısız kulağın, gözün girmesiyle en uzun ve çetrefilli olana dönüşebilir.

  Bir de her zaman olduğu gibi, ülkeler bazında dinlenmeyi siyasi malzeme haline dönüştüren sudan ucuz muhalefet siyaseti. Sanki kendisi olsa dinletmeyecekmiş gibi. Açık olmak gerekirse, dünyada dinlenmeyi, gözlenmeyi kesin olarak engelleyecek hiçbir sistem yoktur. Daha açık hali ile, her sistemin mutlak surette zaaf dolu yanları vardır. Zaafsız bir sistem, insan yapısı olamaz. Bundandırki, casusluk insanlık tarihi kadar eski ve sonuç veren bir uğraşıdır, ülkeler için. En batmaz denilen Titanic gibi gemiler nasıl battıysa, en yıkılmaz denilen Bizans Surları gibi kaleler nasıl yıkıldıysa her sistemin, her korunmuş alanın kendisine göre mutlaka açık, zayıf noktalarının olması da kaçınılmazdır.


  Sözgelimi yeni kriptolu telefonlarımız geliyor. Daha kullanıma girmeden, garanti veririmki onlar da dinlenebilir, kırılabilir. Casusluk, hacktivizim, tümüyle bir sistemin açıklarını tespit, ele geçirme ve kullanma stratejisi üzerine kuruludur. Dolayısı ile güvenlikte, "bu son ve mükemmel halidir" denebilecek bir aşama yoktur. Güvenlik, iyilerle kötülerin bitip tükenmek bilmeyen rekabetleriyle gelişir. Bir satranç oyunu gibi: daha güvenli sistem geliştirilir ve karşıdaki kötü de bir hamle yaparak onun da açığını bulur ve sizi yine dinler. Sonra bir daha...

  O halde dinlemek isteyeni durduracak hiçbir mekanizma yoktur. Buna karşı ne yapılmalıdır? Yanıt bellidir: Enformatik güvenlik stratejileri güdülmelidir. Nedir o? Tekniğine, detayına girecek değilim fakat eğer dinlenme mani olunamaz bir gerçeklik ise, ne dinlenildiğini kontrol etmek mümkündür. Hatta bir adım öteye gideyim: Dinlenmek pekala güzel bir şey olabilir. Eğer ne dinlettiğinizi biliyor, dinlenmesini istediğiniz şeyi doğruymuş gibi algılatabiliyorsanız, bir psikolojik savaş enstrümanınız oldu demektir, davetsiz misafirinizi kahrından öldürebilirsiniz, hayırlı olsun.Daha fazla detaya, konunun hassasiyetinden ötürü giremiyorum.


  Uluslararası ve ticari arenada su götürmez bir gerçektirki; iş yapan dinlenir. Diğer bir ifade ile dinlenmek, bir değer üretildiğinin ve doğru yolda olunabileceğinin bir göstergesidir, aslında. Eğer bilişsel ve bilişimsel enformatik doğru okunabilirse, bu durum dinleyenle dalga geçercesine bambaşka artı puanlar kazandırır, o ülkeye veya kuruma. Siz dinlenmekten değil, dinlenmemekten; buna değer görülmemekten, yani; dünya için varmışsınız ya da yokmuşsunuz, öneminiz yok durumuna düşmekten korkun. İşte bu hiçliğinizin resmi olur.

  İtiraf edin, siz de "bilmem hangi ülke devletimizi dinledi" haberlerini duyunca, içinizden kızdınız, değil mi? Ya şimdi: Yaşasın dinlemeler, diyelim mi?

Gerçek anlamda bilgisayar ve enformatik bilimlerine adım atmamış, profesyonel destek almayarak stratejiler geliştirmeyenlerin büyük ülke, büyük kurum, büyük şirket söylemleri ancak laf-ı güzaftır, beyhudedir ve uygulayıcısına ne denli büyük ufuklar açabilecekken çok az bilim, sadece masada görünen klavye, ekran ve içinde ucube yazılımların yüklü olduğu bir makineden ibaret sayılarak, bilgisayar bilimleri kadar haksızlığa uğramıştır. Bilgisayar bilimleri, bilişsel enformatik, bilgi ve yönetim felsefeleri bugünün modern toplumlarının, kurumlarının temel lokomotifi olmalıdır. Hiç ummadığınız kadar isim yapmış, marka sahibi şirketlerin yöneticilerinin masasında dahi "aman, ne de modern adam" desinler diye konan ve  halen birer aksesuar olarak duran bilgisayarlar birer acı gerçekken, gerek özel gerek devlet okullarını felsefesiz, bilimsel dayanaksız bir şekilde teknolojik eşya çöplüğü durumuna getirmeyi, modern eğitimcilik olduğu, yanılgısıyla sunarken belki de fazla lüks olacak bu final cümlesi: 

Bugünün savaşı da barışı da bilgi, bilişim ve enformatik üzerinden sağlanabilir.

Cem TURAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme